Düşünce Başlık Koymalıydım…

Başlık Koymalıydım…

258
5
Paylaş

Opus’la beraber düşündük taşındık, dedik ki sitenin içinden güzel yazılar seçelim. Bu yavan giriş cümlesini yazdıktan sonra yazıları seçmeye başladık. Açıkçası, bilimsel yazıların çoğunu kendi bencil kıyaslamamıza dahil etmedik çünkü alanımız değil. Zaten o iş Nobel’in işiydi sanırım. Son olarak, seçmediğim yazıların kötü olduğu düşünülmesin, sadece en çok hoşuma gidenlerden bahsetmek istedim.

Öncelikle şiirlerden dem vurmak isterim. Dem vurmak deyiminin ne anlama geldiğini bilmiyorum ama şiirlerdeki Divan edebiyatı tadı o kadar baskındı ki misafirhaneye girenleri artık “Destur!” diye karşılıyorum.

Normal koşullarda, bir sürü güzel şiirin içinden güzel bir Divan şiiri seçebilirdim ama şu anda bir sürü Divan şiirinin içinden normal ve güzel bir şiiri seçmek istedim. Çok gezindim, çok düşündüm ve önüme ilginç bir şey çıktı

.

YAŞANANLAR HAKİKATTİR- Mustafa Rahime
Neden bu şiir bu kadar ilgimi çekti? Öncelikle, diğer çoğu şiirde olmayan, okunabilirlik vardı. Bu arada, bütün şiirlerinizi mikrofona okumayı denedim, tonlamalar belli değildi, virgüller ve noktalar doğru bitiş ve nefes yerlerini göstermiyordu. Bunu gerçekten yazmalı mıydım bilmiyorum ama gerçekten, sesli okuyamadım.
Beyitleri okuduğumda bir şeyler hissettiğim nadir şiirlerden birisiydi. Güzel bir şiirdi.

“Doğrularım beni yalnız bıraktı.          ->            İsyana sebep oldu inandığım doğrular…
↓                                                                            ↓
Yalnızlığım bana gölge yarattı.                          Kalbimden geçenler, ihtilaller yarattı.

Şiirlerdeki bu tarz düz ve çapraz anlam geçişlerini çok seviyorum. Bana göre, gerçekten sağlam bir şiir olmuş.
Dedikten sonra iyi bir kısa hikaye aramaya çıktık, ellerimizde meşalelerle. Senenin ilk başında da dikkatimi çeken, çok hoşuma giden, ama yazan kişi en yakın arkadaşım olduğu için seçmekten kaçınacağım bir yazı vardı önümde, değinmeden geçemeyeceğim.

RIHTIMDA BİR ÖRÜMCEK- Ahmet Mete Karaer
Bu tarz yazım tekniklerine ne ad veriliyor bilmiyorum ama, bir örümcek üzerinden yapmaya çalıştığımız şeyi çok net ve sade bir şekilde anlatabilmiş. Yazıyı okuduğumda rıhtımın karanlığını, çürük kokusunu ve terk edilmişliğini hissedebiliyordum. Bana yeni ve acemi bir yazar olduğunu söylüyordu ama o gün anladım ki, acemilik veya ustalık yolu kat ederken geçirdiğiniz süreye göre değil, arabayı nasıl kullandığınıza göre belli oluyor.

“Bir gün son rıhtıma gelip içimizdeki son umutlar sönünce uçsuz bucaksız bir yolculuğa yelken açarız. İşte o zaman hayat size kumarını oynamış ve elinizde hiç kozunuz kalmamıştır. Yolun sonuna geldiğimizi anlarız. Ben anladım…”
Ben anladım.
Tabi Mete’nin son günlerde yazdığı bir de Kardan Aile yazısı var, bana bir daha acemi olduğunu söylerse fakültede kıstırıp döveceğim.

“Vücutları yavaşça erirken iyice kaynaşmış kalpleri birbirine. Ama tam bitti derken, güneşin son ışıkları kaybolmuş ufukta, birden soğumuş hava ve birbirlerine sarılı bir şekilde, donmuşlar tekrar. Artık birmiş vücutları aynı kalpleri gibi. Bırakamamışlar birbirlerini ama bırakamamaları donmaktan değil, aşklarındanmış.”

Ve şimdi de, Opus’un seçtiği, genel olarak farklılığı sayesinde öne çıkan hikayeyi tanıtmak isterim. Bulunduğunuz yerde, yaşadığınız olaylara yakın hikayeler oluşturmak kolaydır. Ama bambaşka bir yerde, bambaşka kültürlere bambaşka olaylar oluşturmak birazcık hayal gücü ister. Ama farklılığı hala bu değil. Onun farklılığı, sitedeki ilk hikaye serisi olmasından kaynaklanıyor. Okunur mu beğenilir mi dertlerine düşülmeden yazıldığı ve kurgulandığı bana göre çok belli. Tahmin ettiğinizi düşünüyorum.

EN PARLAK MEYRA; TANIŞMA- Armağan Keklikçioğlu
Yazım yanlışları biraz göze batabiliyor, bazen kelimeler cümle içinde kendini çok tekrar ettiği için okumayı yavanlaştırabiliyor ama yine de son çeyrek hariç büyük bir zevkle okudum. Paragrafsız yazımı hikayeler arası geçişi belirsiz hale getirince biraz hikayeden kopmak zorunda kaldım. Ama gerçekten devamını merakla beklediğim bir hikaye. Sen yaz ki ben de sizi Phantasos’un hikayesiyle tanıştırayım.

“Ay yine göründü ama bu kez gökte değil, yerden biraz yüksekteydi. Gözlerini kıstı Santino, daha net görebilmek için. Bir şey parıldıyordu hem de öyle bir ihtişamla parıldıyordu ki köprüyü geçtiğinin farkına varmadan gökteki Ay’ı unutmuş kendisine doğru gelen o ihtişama bakıyordu sadece.”

Tabi siz “BİR OTOBÜS İÇİN AĞIT- Ayşe Betül Polatol” yazısını unuttuğumu sandınız. Unutmam. Bu yazıya bakın ve şu sorunun cevabını verin. Bir nevresim ve yastık arasında aşk yaşanabilir mi? Bu yazıyı yazabilen bir bilinç o aşkı da anlatır. Bakış açısının yazıları ne seviyeye çıkardığına şahit olun bu ilginç yazıda.

Son olarak, Şeyma Ceylan’a ve Elif Demirkaya’ya teşekkür ediyorum.
“En sonunda, düşmanlarımızın sözlerini değil, dostlarımızın sessizliğini hatırlayacağız.”
-Martin Luther King

Paylaş
Önceki İçerikKardan Aile
Sonraki İçerikKar-Şiir
Berkay Barcın
şşşt çaktırmayın... Bırakın da Berkay yazar olduğunu falan hissetsin. Opus anlatır Berkay yazar.

5 YORUMLAR

  1. Acemilik yada ustalık dediğin gibi arabayı nasıl kullandığına bağlıdır. Sen de biraz yola konsantre olsan, yoldaki yayaları bıraksan keşke☺

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here