Edebi Köşe Boş Kağıt

Boş Kağıt

338
0
Paylaş

     Saatin altıyı geçmekte olduğunu düşündü emin olmamakla birlikte. Bütün bir geceyi dışarıda geçirmişti ve diğerleriyle aynı yeni bir güne daha kendini henüz hazır hissedemiyordu. Sabahın ürpertici sessizliğinde yavaş adımlarla dükkanların, evlerin önünden bir kaldırımda ilerlemekteydi. Üşüdüğünü hissetti adam, herhangi bir parkın herhangi bir bankında oturmaktaydı son birkaç saattir. Aydınlanmaya başlayan günün mavi gri ışıkları onu derin düşüncelerinden uyandırdı, sokak lambalarının loş ışıkları altından nereye gideceğini bilmeden ayağa kalktı. Sabahın serinliği de sessizliği kadar ürperticiydi. Biraz yürüdükten sonra gidecek bir yerinin olmadığını hatırlayınca aniden durarak dizleri üzerine çöktü ve sırtını bir dükkanın demirlerine dayayarak, ellerini yüzüne götürdü. Pislik içindeydi, bir an için tiksindi ellerinden. Elleri sakallarına değdiğinde aylardır tıraş olmadığı geldi aklına, ne önemi vardı ki tıraş olmasının ne de olsa o gün de gidebileceği bir işi yoktu. Hiçbir şeyi yoktu aslında, olan her şeyini de kaybetmişti. Geçmişini düşünüp duruyordu. Yaptığı sayısız hataları… Bu düşüncelerle yeniden kederlendi. Bir şeyler yapması gerektiğini biliyordu, bu şekilde kimsenin yaşayamayacağının farkındaydı. Biraz düşünmesi gerekiyordu, ne yapacağına karar vermesi gerekiyordu, planlar yapmalıydı. Tam o anda belki bir kalemin, bir kağıdın işini görebileceği geldi aklına. Yazabilirdi yine eskisi gibi, yazdıklarından para kazanacağına emindi. Bir kağıt parçası ile yeni bir hayat yazabilirdi kendisine. Daha şimdiden bağlanmıştı henüz yazılmamış olan kelimelere, inanıyordu onlara. Ne yazacağını düşünmekteydi o esnada, kafasında birçok fikir vardı.

      Uzun süre düşündükten sonra tam vazgeçip gitmek üzereyken diz çöktüğü kaldırımdan insanların etrafa attıkları yolun karşısındaki çöpler dikkatini çekti bu sefer. Ne kadar süredir orada öylece durduğunu anımsayamıyordu bile. Çöplerin arasına buruşturulup atılmış bir kağıt dikkatini çekti o anda. Gözleri uzağı çok iyi göremese de renginden bir saman kağıdı olduğunu anladı ve bir daha inandı başarabileceğine. Yapması gereken tek şey gidip o kağıdı almaktı. Bunu başarabilirse bir yerlerden kalem bulabilirdi, bulmalıydı. Sadece başlaması yeterliydi başarabilmesi için. Umutla kalktı ayağa, biraz da dükkanın demirlerinden destek alarak. Günlerdir ağzına bir lokma yemek girmemiş olduğunu hatırladı, bu yüzden bitkin hissediyordu kendini. Yine de, yolun karşısında yaklaşık on adım ötede durmakta olan kağıt parçasını almak için can atıyordu. Kağıt buruşturulmuş bir haldeydi fakat iş görürdü yine de. Bir an için endişelendi, ya kalem bulamazsa ne yapacaktı o kağıtla. Cebinde biraz bozukluk bulunduğu geldi aklına. Kalem bulamasa da bir yerden alabilirdi o bozukluklarla, kağıt da almalıydı, sonuçta yazacağı çok şey vardı. Bu sefer açlığı umurunda değildi. Kendini hiç bu kadar zafere yakın hissetmemişti. Sırtı dükkana dayalı, ayakta, gözleriyle etrafı bir kere süzdü ve görünürlerde bir kalem yoktu, yine de zaman vardı, bulabilirdi bir kalem. Yolun karşına doğru geçmeye başladı adam. Bir, iki, üç… Peş peşe adımlar atıyordu. Açlıktan başı döndü, düşeceğini sandı fakat o yöne doğru yavaş da olsa büyük bir inançla ilerlemeye devam ediyordu. Dört, beş, altı… Derken adımlarını giderek hızlandırdı, büyük zaferine çok az kalmıştı. Yedi, sekiz, dokuz… Yüzünde çarpık bir gülümseme belirdi adamın. Yaşamayı seviyordu.

     Tam o anda, henüz gün daha tam ağarmamışken, duyulan tek şey tiz bir fren sesi oldu. Ses o kadar güçlüydü ki evlerinde sıcak yataklarında uyuyan insanları uyandıracak kadar güçlüydü. Hayatı boyunca görünmez bir insan olmuştu. Cansız bedeni yerde öylece yatarken gülümsüyordu. Belki de uzun zamandır ilk defa, kimsenin onu tanımadığı bir şehirde, sabahın sessizliğini bozan bir gülümseme ile.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here