Düşünce Dünya’nın ve Her Şeyin Sandığımız Gibi Olmaması Ne Acı Değil Mi?

Dünya’nın ve Her Şeyin Sandığımız Gibi Olmaması Ne Acı Değil Mi?

258
0
Paylaş

Birbirinden acılı gurbete düşmüş kelimelerin ve anlamlarının kavuşamamasının ızdırabını duydum çünkü; sevmek sevmekti, seviyor gibi olmayı kim çıkarmıştı. Kelimelerin bazı anlamlara gelmiyor oluşunu bilmek dünyayla tanış olmayı doğuruyor. Halbuki doğduğumuzda tanış oluruz değil mi ? Okuduğum bir kitapta ergenliği şöyle tanımlıyordu, tam cümlesi cümlesine çıkaramayacağım..

Ergenler, ölüm ve yaşam arasında bu dapdar dünyada sıkıştıklarını anladıklarında sesleri hep yüksek çıkar, mahpusluğu anlayan çocukların isyanıdır yüksek sesleri gibi bir anlama denk gelen cümle…( Hakan Günday / Az )


Hayati kavramanın, hayatın darlığını kalbine sığdıramamanın bedeli kelimelerin aslında sandığımız anlamlara gelmiyor oluşu. Dünyanın, her şeyin sandığınız gibi olmaması. Ne acı değil mi ? Sandığınız gibi değil. Ergenleri göğsünüze basın çünkü, dünyada hep biraz ergen kalacağız ve hep sesimiz ağlamaklı olacak. Kelimelerin size anlatıldığı gibi olmadığında lügat yeni bir kelime üretecek; uyduruk, yerine, idareten oluversin diye bir kelime. Arkadaş, arkadaş kelimesinin anlamına kavuşamadığını anlamak; küçücük kalbime ağır gelmiş, duvarların ardına eve kapatmıştım kendimi. Ev kelebeklerin  uçuştuğu , her gün bayram havası olmayan, mutluluğun sağlanmasının bu kadar çetrefilli olduğunu duyumsamamla kendimi, kendime kapatmıştım. Sancılı sancılı büyürken, ağlarken, gülerken kendiminde bu sersefil dünyanın içinde olduğumun farkına varmamla kendime küsmüştüm. Kendi kendimi ararken asıl beni özlerken; iyilik kalıbının dışında iyi olmanın ve iyi kalabilmenin güçlüğünü, insanları ve öncelikle kendimi hatalarımla kabul edebilmek, kendime sarılmak, öpmek ciğerlerimin patlamasına denk düşmüştü. Kelimelerin anlamlarından bağımsız olduklarına kendimi ikna etmem epey güç oldu, bu güçlük önce beni kendi içimden dışarı attı, bir ruh gibi insanların içinde, evlerin içinde, duvar diplerinde ağlayarak gülerek uyuyarak gecelerin ve gündüzlerin, haftaların epeyce gözümün önünden acıyla geçmesiyle bir şeyler oldu.
Ben, beni yani kendimi kabul etmem, herkesin zaman zaman kötü şeyler düşünebildiğini keşfetmemle sarsılsam da kendime sarılabilmemle sonuçlandı. Kendimi kapattığım yerin kapısını yine kendim aralamak zorunda kaldım. Kelimelerin hakkini vermek ve dünyayı yanıltmak, dünyayı alt etmek istedim küçücük kalbimle… Sonra sonra fark ettim gönül rahatlığıyla diyebilirim ki bazı kelimelerin hakkını verdim. Acıyı her yerimde duydum kimi zaman kalbimi elimde taşıdım düştüğü yerlerden, bacaklarımın sahiden benim olduğuna inanman güçleşti. Sokaklar soluk borumdan darlaştı kimi zaman dedim ya kendi kendimin koluna girip taşıdım kendimi. Hakkini veremediğim kelimeleri ruhumda bir nişan olarak taşıdım.


” Odanın duvarları bomboş. Nasıl yaşadım on yıl bu evde? Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı beni. İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım. ” ( Oğuz Atay / Tutunamayanlar )
Kötü yaşarım diye hiç yaşamadığımı sancıyla duyumsadım satırları okurken. Adını bilmediğim, adını kimsenin söylemediği ve benim her gün ve her sabah aradığım yaşam denen şey sürekli olarak terk edemediğim acı bir durumdu. Prangalarımı öpecek hale gelmeden benliğimle savaştan yenik düşmüş savaş ortasında bir çocuktum yüreğiyle eliyle. Bir çocukluk hakkını verdiğim, bir şeylerim saçma bir inatla iyi olmasını bekledim. Dünyada yaşamanın hakkını verdim demek güç, Tanrı bizi yaşamakla mı lanetlemişti?  Dünyada savaşıyorum; yaşıyor olabilmek ve -mış gibi yapabilmek için savaşıyor olduğuma herkesi inandırabilirim. Savaşıyorum.

 

Fotoğraf2 : Eda Yarışlı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here