Teknoloji Elliot-2. Bölüm

Elliot-2. Bölüm

143
0
Paylaş

İki eli dizlerinin arasında, diz kapakları karnına dayanmış vaziyette bulunduğu kar yığınının altından günler sonra gözlerini açan adam, yine aynı pozisyonda elleri dizlerinin arasında oturuyor aynı cümleleri tekrarlayıp duruyordu.

Anna elinde bir bardak su ile adamın yanına yaklaştı. Nikolay onları izliyor, Vera pencereye yaslanmış, beyazın karanlığında bir umut arıyordu. Mitya ise bir şeyler arama umuduyla saatlerdir arşivdeydi. Günlerdir dünyaya ne olduğu hakkında bir şey öğrenemedikleri adam onlar için umut değil, kısıtlı bulunan erzaklarına artı bir boğazdı artık.

“Su içer misiniz?” dedi Anna bardağı göstererek. Hayır, anlamında başını salladı ihtiyar adam. Yaşı çok olmasa da gür siyah saçlarının aralarına gizlenmiş beyazlıklar ve yüzündeki buzdan kaynaklı çizikler onu ihtiyar gösteriyordu. Uzun burnu ise tüm çehresine agresiflik verse de başını hiç kaldırmayışı onu acınası duruma getiriyordu.

“Zorlama” dedi Nikolay oturduğu yerden geriye doğru yaslanarak,

“Öğrendiğimiz tek şey bir iki saçma cümleden başka bir şey değil. Adından bile emin değiliz.”

-Bu bizim son umudumuz. Ne pahasına olursa olsun konuşturmalıyız, diyerek tekrar ihtiyara döndü:

-Tamam baştan alıyoruz. İsminiz neydi efendim?

-Matrus.

– Peki dünyaya ne oldu?

-Beş kapalı kutu, seç içinden birini, önce biri, sonra diğeri.

– Bozuk plak gibi aynı şeyleri tekrarlayıp duruyor. Kutularla yola çıkamayız. Bu ihtiyardan bize iş çıkmaz, dedi Vera pencereye yaslanarak. Anna ise vazgeçmiyor, sürekli sorular soruyordu.

-Kaç yaşındasınız peki bayım?

– Yaşı bize ne kazandırır Anna? Zaman kaybı sadece, dedi Nikolay yerinden kalkarak. İhtiyar yine aynı cevabı belki elli belki altmış kere söylemişti;

-Beş kapalı kutu, seç içinden birini, önce biri, sonra diğeri.
Vera daha fazla dayanamayıp arşive Mitya’nın yanına gitti. Anna diz çöküp oturduğu ihtiyar Matrus’un önünden kalkarak eline kâğıt kalem aldı ve bir şeyler karaladı sonra da Matrus’a gösterdi.

– Okuyabilir misiniz? İhtiyar adam kâğıda uzanmak için hamle yapacaktı ki ellerini dizlerinin arasından çıkarmaktan vazgeçerek sadece başını hafifçe kaldırıp kâğıda baktı. Anna nefes almadan dikkatlice adamı inceliyordu. Birkaç öksürükten sonra ihtiyar okumaya başladı:

– Se Se Ce Be

-Evet, dedi Anna. Evet okudu, SSCB yazmıştım. Okumayı biliyor, hatırlıyor, yani bilinci yerinde ya da deli değil, diyerek sevinç çığlığı atarken Nikolay gayet soğuk bir şekilde Anna’ya döndü:

-Ne yapacağız yani yazarak mı konuşacağız daha doğrusu konuşamayacağız? Okuması neyi ifade eder ki? Bu adamın bilincini göstermez. Aynı tekerlemeyi söyleyip duruyor. Ayrıca okunacak bir şey bulursak biz de okuruz. Sorun bu değil.

Anna aldırış etmeden kâğıda yeni bir kelime yazdı ve tekrar yaşlı Matrus’a gösterdi. Adam biraz baktıktan sonra hırıltılı ve boğuk sesiyle okudu:

– De Ü Ne Ye A.

Anna anlamayarak ya da anladığı şeye inanmak istemeyerek tekrar gösterdi, ihtiyar adam aynı şekilde tekrarladı.

-Evet, dedi Anna, şimdi harfleri birleştir. Tek tek okuma. DÜNYA burada dünya yazıyor ona ne oldu? Bir daha, bir daha ve bir daha. Sonuç değişmedi, okunan sadece harflerdi.

– Adam sadece harfleri tanıyor, birleştiremiyor okuma yetisi yok anla artık. Kırk elli yaşındaki adama bu saatten sonra da okuma yazma mı öğreteceğiz?

Nikolay’ın haklılığı, Anna’nın umutlarının haksızlığa uğramasıydı. Hiçbir şey demeden, yanına oturan Nikolay’a baktı. Bu sırada Vera elindeki birkaç kitapla odaya girdi, ardından da Mitya. Değişen bir şeyin olmadığını anlayan Mitya yerde oturan ekip arkadaşlarına bakarak:

– Bizim de sizden farksız. Çok bir şey çıkmadı. Arşivde birkaç kitap dışında işe yarar hiçbir şey yok. Hepsi gereksiz, mutfak- ulaşım gibi harcamaların faturaları, işçi giriş çıkışları ıvır zıvır. Resmi, siyasi, tarihi tek bir harf yok. Bu gece bu kitaplara bakacağım biraz. Bir umut.” Vera da elindeki üç beş kâğıdı göstererek “Birkaç bir şey de burada yazıyor, ben de bunlara bakacağım. Yarın devam ederiz” dedi ve Mitya’nın ardından Vera da odasına çekildi.

Anna ve Nikolay da bir süre daha sessizce oturdular.
Yıllara meydan okuyan güzelliği ile bakışları hala üzerine toplayan Anna’nın ilk hayali hostes olmaktı. Fiziği, yumuşak sesi ve annesinden öğrendiği İngilizcesiyle ailesinin kesin gözüyle baktığı hosteslikten mülakat günü vazgeçmişti. O gün hayalinin, kutu kadar bir kabin değil Samanyolu Galaksisi olduğunu anlamıştı.

-Ne düşünüyorsun diye sordu Nikolay, ihtiyar adama bakan Anna’ya .

-Onu konuşturmanın bir yolunu düşünüyorum.

-Aklında ne var?

-Henüz hiçbir şey… Kısa bir sessizlikten sonra Nikolay başıyla müsaade alarak odasına çekildi.

Günlerdir başını yastığa koyduğu gibi uyumayı özleyen Nikolay, yine gözlerini tavana dikerek, yıllarını alan uzay yolculuğu gözünü korkuturken, dünya hakkında böyle bir sonu hiç düşünememiş olmasının acısı bir yana, “Başarıyla döndük Başkan” çığlıkları atarak koridorları inletememesi hala içinde uhdeydi.

Uzun boylu, kumral tenli ve mavi gözlü Nikolay, belirgin elmacık kemiklerinin altındaki gülüşü ile her kadını kolaylıkla cezbedebiliyordu. Evin bir oğluydu. Ailesini geride bırakmıştı astronot olmak için öyle ki bu uğurda babasının şirketlerinden bile vazgeçmişti. Çok çılgın geçen üniversite yıllarında gezmek ve kitap okumak onun tek hobisiydi. Sınırsız geziler, saatsiz geceler, sayısız kitaplar. Şimdi ise saatsiz günler, uykusuz geceler ve cevapsız sorular vardı hayatında…

Uzun yıllar uzayda gece gündüz olmadan yaşamak ve ardından, gün ışığı girmeyen bu altmış metre yerin altında, içgüdüsel olarak sabah olduğunu anlamak hala mümkün olabilmişti. Oysa karanlık tesisin içinde sürekli yanan fenerler zamanı donduruyordu sanki. İçgüdüden başka bir yol henüz kimse için yoktu.

İlk uyanan Vera oldu. Odasında en fazla fener olan Vera’ydı. Karanlık korkusu, çocukluğundaki o korkunç anısından kaynaklıydı. Babasının belli olmaması, annesinin evlere temizliğe gitmesi, emanet edildiği büyükannesinin ise hasta olması, Vera’yı başıboş bırakmış, kendini hiçbir zaman savunmayan güçsüz biri yapmıştı. Ancak bu zekâsına engel değildi. Çalışkan ve azimliydi. Kim bilir belki de her şey hayata bir sıfır yenik başlama açığını kapatmak içindi. Ancak kapanmayan tek şey karanlık korkusuydu. Bu yüzden dünyaya dönüşlerinin ilk günü tesise ulaşmak için yaptıkları kazıda, Vera kazmayı kara her vuruşunda ağlamış, tesise en son Mitya’nın iknalarıyla inmişti.

Mitya, hayatı boş vermiş, yarını düşünmeyen, hayatı akışına bırakan bir yapıysa sahipti. Kalabalık fakir bir ailenin son çocuğu olup, elinde avcunda ne varsa bu astronot olma yolunda harcamıştı. Esmer ve uzun boyluydu, sert bakışlarının aksine uysal bir yapısı vardı. İri yapılı gövdesi, gençliğinde boks maçlarından kazandığı parayla okumasını sağlamıştı.
Vera, gözlüklerini bulup taktıktan sonra arşivden aldığı kâğıtları eline alarak, mutfağa oradan da toplandıkları Başkan Brejnev’in odasına geçti. Ardından elinde birkaç konserve kutusuyla Anna geldi. Elindekilerden birini Vera’ya verirken sordu:

-Evrime inanır mısın Vera?
– Hayır. Neden?
-Ben artık inanıyorum. Ve bence artık her şey tersine dönecek yani dünyanın sonu geldi. Sence de öyle değil mi?
-Dünyanın sonunun geldiğine ben de katılıyorum ancak tersine dönecek derken?
– İnsanlar, o devasa kar yığınlarının altındaki insanlar maymuna dönüşecekler.
– Yanılıyorsun Anna. Bu imkansız. Evet dünyanın sonu geldi haklısın ancak bir farkla. Bence artık uzaylıların çağı başlayacak.
-Saçmalık. Uzaylılara inanmıyorsun değil mi?
-Artık inanıyorum. Tıpkı senin artık evrime inandığın gibi.
-İkisi çok farklı. Bence insanlar maymuna dönüşmeden buna bir çözüm bulmalıyız.
– Bunu başaramayacağımızı sen de biliyorsun. Bence elektriği bulup, tesisi kurup uzaya geri dönmeliyiz. Bu karanlık yerde uzaylıların istilasıyla ölmek istemiyorum.
– Saçmalamayı keser misin Vera!?
-Dünyaya ne olduğu hakkında başka mantıklı cevabın var mı?
Tartışmaları duyan Mitya, elindeki kitaplarla odaya girdi.
-Benim var, dedi Mitya elindeki kitapları masaya bırakarak.
-Dün arşivden aldığım kitaplara biraz baktım ve şu anda bir buzul dönemi içerisinde olduğumuza kesinlikle eminim. Şöyle ki bundan milyonlara yıl önce birçok buzul ve buzullararası dönem yaşandı. Aralıkları net olmamakla birlikte sıcak soğuk dönemler hep vardı. Bu durumda acı ama gerçek şu an bir buzul dönemindeyiz.
– Bu dediğin imkansız Mitya. Eğitim hayatımızda coğrafya derslerini biz de aldık ancak hiç birinde insanın oluşundan bu yana buzul döneminin yaşandığına dair bir bilgi yoktu, dedi Anna Vera’nın yanından kalkarak. Ardından Vera devam etti:
-Eğer öyle bir şey olsaydı bu önceden haber edilirdi. Yani bilim insanları bunu tahmin edip hükümet ve halk bilgilendirilirdi. 30 yıl uzun bir süre değil, tahmin yapılabilirdi!
-Yapmadığını nereden biliyoruz Vera?
-Karın altında ölmüş binlerce insandan. Belki de aynı tekerlemeyi söyleyip duran ihtiyar Matrus’un da son cümlesi buydu. Çocuklarına 5 kutu hediye almıştı ve içlerinden birini seçmelerini istemişti? Seçmelerine fırsat kalmamıştı!
-Ya tam tersi ise Vera. Devlet uyarı yapmış ve ihtiyar adam da bu felaketten kaçmak için kendine 5 kutu hazırlamışsa? 5 kutu çok fazla olunca içlerinden birini seçerken, kurtulamadan ya da kaçamadan oracıkta kaldıysa ve son sözleri bu olduysa?
Vera elini başına götürüp hayır anlamında kafasını salladı. Anna ise Mitya’nın haklı olmasına hala ihtimal veremeyen gözlerle ona bakıyordu. Onları kapı eşiğinden dinleyen Nikolay elini Mitya’nın omzuna atarak tartışmaya katıldı;
-Bu olayın ne buzulla ne uzaylılarla ne de evrimle ilgisi var. Olay tamamen siyasi. Bildiğimiz gibi ozon tabakasında biz gitmeden önce bir delik açılmaya başlamıştı. Sanayi devrimindeki aşırı karbondioksit kullanımı yüzünden. Ve Başkan Brejnev’in bize son gün dediği, fırlatılmaya hazır 50.000 nükleer başlık vardı. Buradan yola çıkarsak; bu başlıklar faaliyete geçti, yani bir savaş durumu oldu bu da ozona zarar verdi, güneş ışınlarının dünyaya gelişini etkiledi ve dünyamızın son hali…

Mitya, Nikolay’ın elini omzundan çekti ve Nikolay’a döndü

-Komik olma Nikolay! Savaşa dair bir iz var mı? dedi gür sesiyle.
– Dünyaya dair iz var mı Mitya? dedi iki elini yana doğru açarak.
– Dünya ne durumda bunu bilmiyoruz. Ne oldu onu da bilmiyoruz. Bilmemizde şu an için imkansız, dedi Nikolay.
Anna sessizliğini bozdu;
-Savaş olması daha da imkânsız. İkinci dünya savaşı henüz yeni bitmişti, üçüncüye yeltenmeleri mümkün değil.
-Evrimin tersine dönmesi ne kadar mümkün Anna? Diye bağırdı Nikolay.
-İnsanlığın sonu geldi, teknoloji gelişti, uzaya bile çıktı insanoğlu, orada yüzlerce yıl kaldı, bundan ötesi ne olabilir ki? Varabileceği en son noktaya gelmişti dünya…

Sessizlik kapladı bir anda karanlık odayı. Herkes bir köşeye çekilmiş, kimin haklı olabileceğini ya da haklı olmasını isteyeceklerini düşünüyorlardı. Her ne kadar hiçbir görüşün olumlu yanı olmasa da. Mitya’nın su içmesiyle aklına ihtiyar Matrus gelmişti Anna’nın :
– Matrus, ona bir şeyler veren oldu mu yemesi için? diye sordu, kimseden ses çıkmayınca masanın üzerindeki iki konserveyi alıp diğer odaya geçerken Mitya seslendi:
-Bu arada yiyeceğimiz azalıyor. Bunun için bir market deposu bulmalıyız. Bir de hastane bulabilirsek belki ileride laboratuvarına ihtiyacımız olur.
– Nasıl olacak bu? dedi Vera.
-Aklımızda kaldığı kadarıyla Baikonur tesisinin bulunduğu yerin çevresinin krokisini çizeceğiz. En yakın süper market ve bir de hastane belirleyeceğiz, dedi Mitya, masanın çaprazındaki rafları tozlanmış dolaptan kağıt ve kalem alırken.
Eli çenesinden düşünen Nikolay “Burayı yani Blackvor Semtini çok iyi bilirim. Zamanında çok gezdim buraları her kafesini, otelini bilirim. Evden gelirken Sanfiro Caddesi 15 dakika sürüyor. 15 dk sonra sola sapıyordum. Sapmadan 2-3 dk önce bir hastane vardı. Saptıktan sonraki mesafe ise 8-10 dk. Yani tesisin bu kadarlık mesafesinde bir hastane bulunuyor yaklaşık 2-3 km olabilir. Market de hemen hastanenin çaprazında kalıyordu. Nikolay bunları söylerken Mitya da krokiyi çiziyor, Anna da Matrus’un yanından dönmüş, fenerinin pillerini değiştiriyordu.
Vera masaya yaklaşarak Nikolay’a döndü;
-Aradan dünya yılına göre 30 sene geçti. Hastane yerinde yoksa? Ayrıca bir de savaş durumundan bahsediyordunuz Bay Nikolay!
-Savaş olmaması durumunda bir hastanenin yerinin değişmesi çok zor. Kaldı ki şu an kimsenin görüşü net değil. Bu şekilde de davranamayız, ben de dahil. Fikirler sadece sonuca ulaşmada bir kestirme yol olarak kullanılır. 4 yolda ayrı gitmek var tek yolda 4 kişi gitmek var Bayan Vera!
-Tamamdır. Kroki hazır, dedi Mitya heyecanla, saatlerdir gergin olan havayı bozmak için. Gerekli hazırlıkları yapıp bugün kazmalıyız. Hastanenin yüksek olmasından dolayı 1 günde biter kazma işlemi. Hastane bizim ikinci kapımız olacak. Binaların içi kar olmadığı için buradan tüneller kazarak bir markete ulaşırız.
-Ve bir de en yakın mahalli de olsa bir haber ajansı bulmalıyız, dedi Anna.
-Çok doğru dedi Vera. Sorularımızın cevabı elbette gazetelerde yazabilir!
– Hatırlayan var mı peki aramızda?
-İşte bu çok zor, dedi Nikolay.
-Ama marketi bulursak gazeteyi de bulabiliriz.
-Anna haklı, oradan da ajansın adresine ulaşırız.
– O zaman hazırlıkları yapalım bugün başlıyoruz. Herkes odadan çıkarken Anna yerinde durdu;
– Ben gelmeyeceğim, Matrus’la kalacağım. Ona bir şey olmamalı. Hem belki konuştururum.

Nikolay imkansız der gibi başını sallayarak odadan çıktı. Hazırlıklar tamamdı. Buzdan yaptıkları merdivenle karanlıktan aydınlığa çıkınca, yaşadıklarını anlıyorlardı. Soğuk, karanlık ve yer yok… Sadece gökyüzü… Dünya nasıl bir yerdi? Mavi ve yeşil neredeler? Her şey ya karanlık ya aydınlık, her şey siyah ve beyazdı artık.
Tahmin ettikleri yer tesise iki km uzaklıktaydı. Dümdüz kar kütlesinin üzerinde tesisin ucu, nokta kadar da olsa görünüyordu. Saatler süren çalışmalar sonucunda nihayet hastanenin çatısına ulaşmışlardı. Geriye çatının bu tarafına en yakın pencereyi bulmak kalıyordu. Kısa kısa molalar vererek kazmaya devam ediyorlardı, Vera ise kendini ne kadar tutsa da gözyaşlarının kar yığınlarına dökülmesine engel olamıyordu.

Anna, üzerine bir sürü harf ve sayı yazdığı kâğıtlar elinde, odanın içinde bir ileri iki geri dönüp duruyor ihtiyar Matrus’un konuşturmanın yollarını arıyordu. Adam aynı cümleleri tekrarlayıp duruyordu. Farklı verdiği tek cevap adıydı.

-Bakın bayım beni duyuyorsunuz ve umarım anlıyorsunuz. Eğer bize yardımcı olursanız ailenizi, ülkemizi ve dünyayı kurtarabiliriz. Size zarar vermeyeceğiz. Korkmayın, lütfen konuşun benimle. İkimiziz sadece kimse yok.
– Beş kapalı kutu, seç birini, önce biri, sonra diğeri.
-Beş kapalı kutu.. beş kapalı kutu.. diye tekrarladı Anna beş kapalı.. Tabi ya beş kapalı kutu!

Hemen kalktı yerinden koşar adımlarla arşive gitti. Feneriyle odanın içinde hızlı bir daire çizdi ve gözüne kestirdiği ilk beş kutunun içini boşalttı. Sonra makas, kalem, şişe ne geçerse eline her kutuya birer tane koydu ve koli bandıyla bantladı. Koşar adımla tekrar odaya geçti. Anna’nın kapıdan girmesiyle elindeki kutuların düşmesi bir oldu. İhtiyar Matrus yerinde yoktu.

Pencereden ilk giren Mitya oldu. Elindeki feneri yukarı tutarak Vera’yı aldı sonra da Nikolay.
Çok ağır bir koku vardı. İlaç, kan, ceset… Vera kendini daha kötü hissediyordu ve her seferinde Mitya’nın kolundan destek alıyordu. Mitya “Bu ağır kokuda hastanenin içinde arama yapamayız bu nedenle önce marketi bulmalıyız. Yarın hastane için tekrar geliriz” dedi ve Nikolay önde diğerleri arkada merdivenlerden aşağıya indiler. Hastanenin girişine geldiklerinde yine kalın bir kar duvarını kazmak için işe koyuldular. Ancak Vera önce dinlenmek istediğini söyleyerek bulduğu ilk odaya geçti. Çok geçmeden odadan sevinç çığlığı atarak çıktı ve Mitya ve Nikolay’ın yanına koştu.

Anna derin bir nefes aldı, ihtiyarı lavaboda bulunca. Ama bu karanlıkta yolu nasıl bulmuştu?
İhtiyar yatağına geçince Anna yerdeki beş kutuyu aldı ve Matrus’un önüne oturdu ve klasik sorularından birini sordu. Matrus aynı cevabı verdi;
– Beş kapalı kutu. Anna heyecanla;
– İşte sana beş kapalı kutu. Adam devam etti;
– Seç birini.
– Seçtim.
– Önce biri, sonra diğeri. Anna’nın kafası karışmıştı. Sonra rastgele bir kutu seçti. Sonra bir tane daha seçti.
-Evet önce birini seçtim sonra diğerini, dedi ve heyecanla Matrus’un gözlerine ve dudaklarına baktı. Kalp atışlarını duyuyordu Anna, nefesini tutmuş ihtiyarın vereceği cevabı bekliyordu.

Vera define bulmuş gibi heyecanla elindeki gazeteyi Nikolay ve Mitya’ya uzattı. Çoğu kısmı ıslanmış olan ve siyaha boyanmış gazetenin ön sayfasından sadece kırmızı başlık okunuyordu. Kazma işlemine yarın devam etme kararı alıp hemen yukarı çıktılar.
Önce Nikolay çıktı buzdan merdivenlerden, sonra elini uzatıp Vera’yı yukarı çekti ve en son Mitya Hastanenin çatısından ayrıldı.

Nikolay Mitya ve Vera, gün batımının ışığına tuttukları gazetenin kırmızı manşetini okumaya çalışıyorlardı. Islanmış gazetede dağılan siyah mürekkepler arasında nihayet manşeti okudular. Hepsi birbirinin yüzüne bakıyordu. Kısa bir sessizlik oldu. Sessizlik Anna’nın sesiyle bozuldu. Tesisden çıkmış onlara doğru koşuyor bir yandan da bağırıyordu;

-MATRUS KONUŞTU! MATRUS KONUŞTU!

(Merve Ertan)

Paylaş
Önceki İçerikElliot-1. Bölüm
Sonraki İçerikElliot-3b
Simull Sekizi
8 ruh hastası yazar bir araya gelip kitap yazmayı denerse ortaya ne çıkar? Evet, adını Elliot koyduk. Onur Alan-Ahmet Mete Karaer-Buse Alış-Münir Akman-Zeynep Merve Karakaya-Atakan Haydaroğlu-Berkay Barcın-Merve Ertan ve sürpriz konuğumuz Opus.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here