Müzik Eskiler Sanatçıydı, Şimdikiler Ünlü -1

Eskiler Sanatçıydı, Şimdikiler Ünlü -1

819
4
Paylaş

15 Temmuz 1959’da Mersin’de doğdu Belgin Sarılmışer. Fakir bir ailenin çocuğuydu, annesi ebe babası boyacıydı. Konservatuara başladı, 2. Sınıfı bitirdi fakat istediği gibi kucak açmadı hayat, ayrılmak zorunda kaldı çok sevdiği okulundan. Ailesinin dramıyla karşılaştı, evinde şiddet vardı. Annesiyle babası boşandı. Her şeye rağmen çok sevdiği babası o yıl öldü ve iyice bir başına kaldı. Maddi desteğe ihtiyacı olan annesine yardım etmek için bırakmıştı okulunu, yoksa kendisi tam bir ‘sanatçı’ydı. PTT’de iş buldu, çalıştı. Karşısına bir engel çıktı, memur olmak için yaşı küçüktü. Annesi “Okuluna dön!” dese de mahkemeye başvurdu, yaşını büyüttü. Artık 15 Temmuz 1958 doğumluydu. Ne güçlü kadındı!

 

Arkadaşlarıyla pavyona gitti bir gün. Israrlara dayanamadı, sahneye çıkıverdi. O dönem arabeskin krallarından Orhan Gencebay’a ait “Batsın Bu Dünya” adlı eseri okudu sahnede. Sonradan bu eser öylesine manidar oldu ki… Arkadaşları biliyordu ondaki cevheri ama diğer herkes şok oldu, sesiyle güzelliğiyle yeri göğü inletti. Ertesi günse arkadaşları okula, o da gün ışımadan işe gitti.

 

Bir gün, iki gün derken Belgin’i görmek isteyen bir bey gelmişti çalıştığı PTT şubesine. Beklemiyordu, afalladı. Sonradan anladı, o gece için gelmişti o adam. Sayılı zenginlerden birisiydi o bölgede, pavyon sahibiydi. Patronundan izin almıştı, Belgin’i “Önünden geçerken hep girmeyi hayal ederdim.” Dediği restorana götürmüş ve daha yemek bile söylemeden şarkıcı olmasını, sahneye çıkmasını teklif etmişti. O eski bir konservatuar öğrencisiydi, hayalleri önüne sunulmuştu, adım atmaması saçma olurdu, attı adımını, kabul etti bu teklifi. Şarkılar söylemeye başladı. Normalde konservatuar 3. Sınıf olacağı yaşta sahnedeydi.

 

Bir hayalinin olduğunu hep söylerdi, o da araba almaktı. Bu hayal için plan yapmadan her önüne geleni imzaladı. Elinde neyi varsa kaybetti annesiyle beraber. Elinden Adanalı bir esnaf tuttu. Bu olayda oluşan minneti zamanla devasa bir aşka dönüştü. Çok seviyordu, beraberlerdi, mutluydu, şarkılarını söylemeye devam ediyordu ki 3 çocuklu ve evli olduğunu öğrendi delice sevdiği adamın. Acıyla yeni tanışmıyordu elbette ama hiç böylesini de yaşamamıştı. Adam onu ikna etti, eşinden boşandı, evlendiler, ikna olmuştu Belgin.

 

Şiddetli tartışmalar yerini şiddete bıraktı ve ayrıldılar. Saplantılı bir adamdı. Belgin’in kaderinde vardı ve okuyunca inanamayacağınız şeylere sebep oldu. Ötesine gitti, keşke hiç yaşanmasaydı denecek şeyler yaşattı. Belgin sahnedeyken gizlice içeri giren birisi yüzüne bir kova kezzap döktü. Azmettiren eski kocasıydı, hapse girmişti. Yaşadığı acılar büyüse de Belgin adeta her acıda gücünün sınırlarının olmadığını ispatlıyordu. 45 gün tedavi oldu, “Tek gözümü kaybettim, diğeri bana yeter!” dedi, haftasına sahneye çıktı. Güzel ülkem de bunu yadırgadıkça yadırgıyordu, çünkü o kadındı! Güzelliği dillere destan Belgin artık tek gözünden mahrumdu. Kocası hapisten çıkmıştı. Ne olduysa olmuş, Belgin belalı aşkına, sevdiği adama geri dönmüştü. Belki çok ama çok güçlü bir aşk, belki de saplantıydı Belgin’inkisi de… Şiddetli geçimsizlik baş göstermişti. Yine şiddete maruz kalmış terk etmişti cani adamı. Çok geçmeden bir sahnesinde gazinonun fotoğrafçısı bıçaklı saldırı yaptı. 6 darbeden 3’ü bacağına isabet etmişti, hastaneye götürülürken “Bunlar beni müziğimden ayıracak şeyler değil!” demişti. Eski kocasının yaptırdığı belliydi fakat fotoğrafçı “Ünlü olmak için saldırdım.” Demiş ve hiçbir şey olmamıştı eski kocasına.

 

Bunlara rağmen, başta dediğim gibi inanmayacaksınız ama Belgin kocasına bir kez daha geri dönmüştü, o çok sevdiği sahneyi bile bırakmıştı! Tıpkı gücü gibi aşkının da sınırının olmayışını ispat etmişti adeta. Mersin’de en ince detayına kadar kendisinin dayayıp döşediği eve yerleşmişlerdi. Magazine mutluluk pozları bile vermişlerdi. Kocası tekrar şiddete başvurmuştu. Belgin bu kez kesinlikle dönmeyeceğini söylemişti. O yıl yaptığı albüm “Acıların Kadını” ismiyle kimleri kimleri geride bıraktı. Sezen Aksu, Müslüm Gürses, İbrahim Tatlıses, Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Hakkı Bulut, Gülden Karaböcek, Coşkun Sabah, Neşe Karaböcek ve niceleri… Turnelere başlamıştı, albümü öylesine istek alıyordu ki… Gecekondudan villaya, Serçe’den Mercedes’e, Fabrika işçisinden fabrikatöre her yerde ve her ağızdaydı.  Kayseri’deki konserinin ardından memleketi Mersin’e dönüyordu annesiyle. Önünü kesti eski kocası. “Konuşacağız.” Demişti, durmuşlardı Tarsus’ta bir dinlenme tesisinde. Zorla konuşuyordu Belgin fakat bir umudu vardı, tam anlamıyla bitirecekti bundan dolayı konuşmakta bir sakınca görmemişti. Böyle demişti annesine, ölmeden 1 saat önce… Defalarca kez geri döndüğü adama bu kez gecikmeli de olsa “Sana dönmeyeceğim!” demişti. Arabada bekleyen annesinin söylediğine göre bu onun son cümlesi olmuştu. 6 kurşunla ödemişti acılarının son taksitini “Acıların Kadını”. Hırsı gözünü öyle bürümüştü ki yere düşen Belgin’in sırtına da 3 el ateş etmişti insan müsveddesi adam.

 

Son 10 yıldaki 2337 kadın cinayetinden ne farkı vardı? O bir semboldü, hukukun özenle sahip çıkması gereken bir sembol böyle canice katledilince açıldı belki de bu cinayetlerin önü. Onun bilinen adı BERGEN’di. İskandinav ülkelerinde bir şehirden esinlenmişti sahne adını seçerken. ‘Berg’ dağ demekti, kendisi de dağ gibi bir kadındı. Güçlü ve heybetli…  Cani kocası öldürdükten sonra bağırarak mezarında bile rahat vermeyeceğini söylemişti annesinin aktardığına göre. O gariban anne biricik kızı Bergen’in mezarının etrafına kafes yaptırmıştı, rahat etsin orada diye. Belki de hissetmişti, şöyle demişti bir şarkısında: “Kurtar Ya Rab, Yeter Ya Rab”. Bu insanlar bunları yaşarken, insan müsveddesi katil 7 ay ceza almıştı. Adalet tartışması koca ülkeyi kasıp kavuruyordu. Güzeller güzeli, arabeskin kraliçesi Bergen’in keşfedildiği şarkı “Batsın Bu Dünya” isimli şarkıydı. Demiştik ya yazının başında, tesadüfün böylesi işte…

Bir röportajında şöyle bir diyalog geçmişti;

-Çok mu acı çektiniz?

+İsyan etmem haşa ama ben hiç gülmedim.

-Peki, aynaya bakınca ne görüyorsunuz?

+Fabrikada çalışan, kendine yeten, tütün kokan çilekeş bir Anadolu kadınının sesi…

29 yaşında öldürülmüştü o ses, o kısacık ömrüne 11 albüm, onlarca gözde (hit) şarkı, 1 altın plak ve 1 altın kaset ödülü, bir de sinema filmi sığdırmıştı.

(Tek gözünü kaybettiği için her ne kadar güçlü dursa da, o gözünü saçıyla kapatıyordu albüm kapaklarında. Hatta bazı albümlerinde fotoğrafı kendi isteğiyle ters basılıyor ve saçını diğer tarafa taramış imajı veriliyormuş.)

 

Yaşamak sadece nefes almaksa,

Aciz bir bedende can taşımaksa,

Eninde sonunda toprak olmaksa,

Ben böyle yaşamak istemiyorum!

 

Diyordu bir şarkısında, vermek istediği mesaj çok açıktı. Fakat günümüzde ne hikmetse kendisinin adını bile bilmeyen bir nesil olarak yetişiyoruz. Şarkısını dinleyeni yadırgayan bir nesil hatta… Kendimden biliyorum, dinleyenlere tavsiyem sakın kulak asmayın. Onlara bu yazıyı gösterin, belki fikirleri değişir.

 

Sanatçı olan Bergen de, ünlü olan kim?

 

Kadının gücünü ispat etmiş böylesine bir isim sanatçıyken sözde şarkısının adı uyuşturucu madde olan ve sözde şarkısını yapacak bütçeyi sağlamış belli bir şeyi (şarkı diyemiyorum) seslendirmiş bir miktar üne sahip kimselere sanatçı denebilir mi? Hiç sanmam. Mesaj yok, anlam yok, amaç yok, iğneleme yok, yaşanmışlık yok, kendisini sözcüsü hissettiği bir güruh yok, peki sanat neyle olacak? Günümüz kadınları maalesef değil Bergen dinlemek, onu  ve maksadını anlamak da bir yana dinleyene dahi yadırgayarak bakarken, Amerikan kültüründen ülkemize bir şekilde geçmiş bir müzik türünde (rap) kadının cinsel bir obje gibi kullanıldığı, kadının sadece cinsellikte işe yarayan bir varlık gibi ele alındığı sözde sanatı yüksek sesle dinliyor. Kötü yanı ise sadece ritme bakıyor, anlamı arasa elbette dinlemeyecek! Biz buna alıştırıldık. Müzikte anlam son sıralara düşürüldü. Hatta günümüzün en ünlülerinin yaptığı şarkılar kâğıda dökülerek eğlence programlarına malzeme edildi. Eğlence programları öylesine haklıydı ki… Çünkü rezaletti, utanç vericiydi. İzahı olmayanın mizahı yapılıyordu. Fakat hiçbirimiz özellikle kadınlar buna bir türlü dikkat kesilemiyoruz.

 

Ne yazık ki aynı kadınlar, toplumsal duyarlılık konularında da sosyal medyada başı çekiyor. Neden kadınları daha çok sorumlu görüyorum? Kadınların yaşadığı bu vahşetlerde herkesin rolü önemli ama ben kadınlarının rolünün çok ama çok daha etkili olduğu ve olacağı kanaatindeyim. Toplumsal duyarlılık denilen olay ise sanatla başlar, müzik de sanatın en yaygın biçimidir. Siz kadın olarak kadının cinsel bir objeden farksız olduğu bir sözde müziği dinleyip, Özgecan’ın vahşice katline tepki gösterirseniz eyvallah, ama bu tepkiniz yarım kalacaktır. Belki günü kurtaracak fakat çocuklarımız için yeterli olmayacaktır. Sanat denilen olay öylesine derin ki, ben dalmaya çalıştım ama dibini görmek ne haddime! Umarım okuyan herkes daha derine dalar ve bir şeylerin farkına varır.

 

1

Bir isyan hepimizi alıvermiş yürümüş,
Daha bu genç yaşlarda hep boynumuz bükülmüş!
Bir şeyler yapmalıyız bizler yaratmalıyız.
Huzuru bulmak için sevip yaşamalıyız!

2

Yaşamayı senle anladım.
Sende öğrendim ben sevmeyi.
İnan aşk nedir bilmiyordum.
Sende tanıdım bu duyguyu.

Elimde duran fotoğrafın…
Baktım inan tanıyamadım.
Bu şarkımı ben sana yazdım.
Sense hala anlayamadın!

SANATÇI / BERGEN

 

Bu nasıl bi’ güzellik?
Her baktığında yeniden çarpar kalbim,
Yapar odama servis,
Sokakta hanımefendi, mutfakta aşçı, yatakta ise of gelir elinden her iş,
Kolyene zincir olsam, ayrılmasam yanından yapamaz oldum sensiz,
Seviştiğimiz her dakika çıkmaz aklımdan. Bana ne yaptın?

Deli gibi bi’ şey oldum aşkından, isterdim ince belini saran o kemer olsam, ben
Hatta aşkından o kadar deli oldum ki çok isterdim seviştiğimizde kasıklarından akan o terler olsam, ben

ÜNLÜ

 

Bu kısımda ikisi de şarkı diye örnek verdim, maksadım kıyaslamak değil. Yoksa ben de farkındayım ki Bergen ve ikinci ismin kıyaslanması akıl sağlığı konusunda endişe verici ve ciddi bir hadsizlik olacaktır. O yüzden ismini verme gereği duymadım.

 

İnanıyorum ki Bergen de, Özgecan da, aynı kaderi yaşamış zavallı kadınlar da aynı cennetten bizi izliyorlar. Nurlar içinde yatın…

4 YORUMLAR

  1. Yüreğine sağlık başkanım
    Bi kadının sevgisi ancak bu kadar zalimce kullanılırdı. Mekanı cennet olsun kendi gibi yüreği de güzel olan Bergen. O kadar kötü durumdayız ki sevgiyi ve masum çocukları kullanan insansı varlıklar çoğalıyor umarım bu utanılacak sözde güç ve arzular son bulur.

  2. Özledik geçmişi, geçmişin her şeyini… Az da olsa mutluyduk samimi idik duygularımızda. Hayat şartları belki zordu ama vardı az da olsa bir tat. Hayatın içinde iyi de var kötü de, güzel de var çirkin de, doğru da var yanlış da. Asıl olan insan olmak, insan olduğunu bilmektir. Yaşarken hatalar yapılır, yanlışlar yapılır, amenna… Ama önemli olan hatalardan, yanlışlardan ders çıkarmak ve bir daha o hatalara, yanlışlara hayatımızda yer vermemektir. ‘Seviyeli olmak’ kavramı çok sevdiğim bir kavram. Sevgi sözcüğünü ele alalım. Sevmek ve sevilmek duyguların en güzeli. Dünya sevgi üzerine kurulmuştur. ‘Yaratılanın hepsini sev Yaratandan ötürü’ sözü mana olarak her şeyi anlatmaktadır. Seveceğiz her şeyi seveceğiz ama yukarıda belirttiğim gibi seviyeli olacağız. Bir insana gereğinden fazla değer verirsek kendi değerimizi düşürürüz. Hayatta her şeyin bir değeri var ve bu sınırı aşmamamız gerekir. Fazla masumiyet kişiye zarar verir. Kişiliğinin zedelenmesine neden olur, birileri tarafından kullanılır ve aşağılanır. Yazındaki sanatçımız kader kurbanıdır oğlum. Fazla masumiyet, fazla güven ve aşırı sadakatin kurbanı olmuştur. Sanatçı kimliği konusunu açmaya ve tartışmaya gerek bile görmüyorum fakat onun yanlışları da var, defalarca kez aynı hatayı yapmak gibi… Ama yaşadığı o çileli hayatı birilerine örnek olsun diye en güzel şekilde söze dökmüştür. Eskilerin sanatçısı sanatçı, sanatı da sanatın özü idi. O günden bugüne çok şeyler değişti. Sanatçı diye geçinenler sanatı sanat diye değil şan, şöhret, para kazanma maksadı ile yapıyorlar. Duygular kalmamış, zamane gençlerinin (kendine ait benliği olmayan çoğunluk) yaşam tarzlarına, isteklerine, heveslerine, zevklerine göre sanat yapılmaya çalışılıyor. Belli bir kitlenin peşinden koşturuluyor. Toplumun büyük bölümünün duygularına düşüncelerine arzu ve isteklerine yönelim olmuyor. Toplumsal olaylar sanatçılar tarafından ele alınmıyor, işlenmiyor. Saçma sapan sözlerle, anlamsız duygu ve düşüncelerle sanat ve sanatçı olunmayacağını biliyorlar ama dediğim gibi maksat sanat değil… Sana gelecek olursak, 5 yaşında arabada başladın Bergen dinlemeye ve şu yazını okuyunca iyi ki de dinlemişsin diyorum. Güzel bir yazı olmuş, bizim yaştakilere ağır darbe vuran bir yazı… Çünkü ne yazık ki özledik geçmişi, geçmişin her şeyini…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here