Müzik Eskiler Sanatçıydı, Şimdikiler Ünlü – 2

Eskiler Sanatçıydı, Şimdikiler Ünlü – 2

367
0
Paylaş

Neşe Göktürk… 3,5 yaşınızda ne yapıyordunuz? Bilmiyorsunuz, biliyorsanız da çok mühim şeyler değildir. Neşe ilk kez sahneye çıkmış. Şöyle ki; çok güzel sesi ve diksiyonu olduğu için komşu tavsiyesiyle annesi Ankara’da radyoya, çocuk programı yapan Ayşe Ablaya götürmüş. Orada Neşe elinde mikrofon niyetine kaşıkla neler okumuş neler fakat radyo için küçük bulunmuş ve Ayşe Abla başka bir adres vermiş onlara. Konservatuarda bir piyaniste gitmişler, piyanist çalmış 3,5 yaşındaki Neşe okumuş. “Cüce bu!” denmiş. Neşe gözyaşlarına boğulmuş fakat adam haklı olarak inanmamış yaşına. Piyanist de karşılaştığı manzara karşısında duyarsız kalmamış, bir adres daha almışlar ve Mümtaz Zeki Taşkın’a gitmişler. Tiyatro için en az 7 yaşında olmak zorunda olan Neşe 3,5 yaşında kabul edilmiş. Mümtaz Hocası onu hep böceğim diye severmiş. Onun için piyes yazılmış, piyesin adı ‘Karaböcek’. Bu piyesin adı Türk Müziğini etkileyeceğini bilmeden seçilmiş muhtemelen ama Neşe sahne adını bulmuş. Locada oturan misafir çağırmış küçük Neşe’yi. “Gel bakalım yumurcak, senin sahne adın bundan sonra Karaböcek, tamam mı?” demiş. Kimmiş o konuk? İsmet İnönü’ymüş. Türk Sanatı çok şey kazanmış, bakınız Neşe Karaböcek…  Sonra 6 yaşında “Alloma (Arapça) ve Tin Tin Tinimini Hanım” adlı eserlerle plak çıkarmış. 7 yaşında opera yapıp, 8 yaşında Çaykovski’nin Kuğu Gölü Bale Suiti’nde de baş balerin olmuş, e durması imkânsızmış artık.

 

Gazinolarda çıkmaya başlamış, Çok önemli isimler onu dinlemek için günler öncesinden yer ayırtmak zorunda kalıyormuş. Çok önemli isimler dediysem boş yere değil ha, şöyle söyleyeyim; Zeki Müren şarkısını okur, hemen üzerini değişir, sonra Neşe’yi dinlemek üzere bir masa hazırlatır, oturur bitene kadar dinlermiş. “Geri dönülmez bir yoldayım” adlı eseri rica edermiş Neşe’den. Sonra da şarkı bitene kadar ağlarmış. Yetmemiş, 11 sinema filminde başrol oynamış. Bir şarkı varmış Neşe’ye önerilen, 11 farklı kişi okumuş ama bir türlü patlamamış. Bestekârından istemiş Neşe, çok beğenmiş, Bestekârı bunları söyleyip boşa çabalamanın manasız olacağını da eklemiş. Neşe durur mu? Büyük Sanatçı o, durmamış. İspanyol tarzıyla okumuş çoğunuzun bildiği ‘Artık Sevmeyeceğim’i. Öyle bir patlamış ki, bugün yeni albüm diye sunulsa muhtemelen yine gözde olur. Sanatı, sanatçıyı düşünebiliyor musunuz? Fakat tabii ki her insan gibi onun da kötü yanları var, ego da denebilir kibir de… Yakından bakalım bu talihsizlikler silsilesine.

 

Gülden Göktürk… Çocukken baya baya âşık olduğum kadın… (Çocukluğunuzda sizin de imkânsız aşklarınız illa ki olmuştur.) Neşe’nin bacısı olur kendileri. Keşke kardeş olmasalardı denecek cinsten bir hikâyeleri var ne yazık ki. Öyle aman aman yeteneği yok Gülden’in. Fakat sesini dinlemeyenler dinlerse kadın yanınızda beliriyor, hiç tarzı olmayan insanların duyar duymaz değişik bir surat ifadesine büründüğünü görmüşlüğüm çoktur. Frekans ölçümü yapılması gereken, kalpten gelircesine bir ses… 14 yaşında başlamış müziğe Gülden. Aranjman tarzı müziklerle, o zamanın arabesk hayranı Türkiye’sinde bile tutunabiliyormuş. Patlaması önemli değil, o dönem arabeskin dışında söyleyip piyasada tutunması rüştünü ispatlıyor. Çeşitli enstrüman kullanımına çok değer veriyormuş.

Neşe 1964 yılında Elenor Plak sahibi Atilla Alpsakarya ile evlendi. Bir oğulları oldu bu evlilikten, 1973 yılında anlaşamayarak boşandılar. Neşe, Gülden’in nefes alışını bile istememeye başlamıştı o yıllarda. Annesi ve babasını ona düşman ediyordu adeta. Sanatını yerden yere vuruyordu. Piyasada isim yapmaya başlayan Gülden’e gerek yoktu çünkü o aileden bir tek Neşe olmalıydı,  Amerika’dan konser davetleri alan Neşe… Gülden öylesine yalnız kalmıştı ki, sadece sahnede keyif alıyordu hayattan. Enişte, Neşe’den gelen beraber çalışmama isteğinden dolayı plak şirketini batırmak üzereydi ve sattı. Sonra Gülden’deki arabesk ışığının farkında olduğu için ona albüm yapma teklifinde bulundu. Gülden profesyonel yaklaştı, çalıştılar, arabesk kayıtlar alındı. Beklediği gibi de oldu ve Gülden piyasaya bomba gibi arabesk giriş yapmak üzereyken eniştesi Karaböcek soyadını kullanmaları gerektiğini söyledi. Gülden reddetmişti ve ‘Gülden’ olarak çıktı albüm. Eniştesi ondan habersiz bütün medya ile konuşmuştu ve her yerde adı ‘Gülden Karaböcek’ olarak geçiyordu. Bunu gören Gülden ablasına ulaşmaya çalışmıştı fakat Neşe çoktan o vurucu demeci vermişti: “Önce kocamı çaldı, şimdi de soyadımı çalmış. Benim öyle bir kardeşim yok.” Kocası Neşe’ye gözdağı vermek derdindeydi, Neşe eski kocasının nefret ettiği kardeşiyle piyasada tekrar var olmasını hazmedemiyordu, ama yaptıkları ne olursa olsun etik değildi. Bir tek kurban vardı o da Gülden seçilmişti. Medyada bomba etkisi yaratan bu sözler Gülden’i intihara bile sürükleyebilirmiş fakat elinden tutan yine eniştesi olmuş kendisinin söylediğine göre.  Ancak formalite bir nikâh kıyılarak bu işten sıyrılabileceği mantıklı geliyormuş ve öyle yapmışlar. Ne yaptıysa hala kurtulamamış Gülden. Formalite olduğunu da yıllardır söylüyor, hiç beraber yaşamadıklarına dair 2016’da TV’de bazı kanıtlar da sundu. 1983 yılında boşandılar ve Atilla Alpsakarya da mahkemede bu evliliğin Gülden’in sosyal yaşamı için formalite olduğunu söylemişti. Buna rağmen her türlü mecrada kendisi hakkında kötü yorumlara rastlamanız çok olası.

İkisi hiç tartışmadılar, bir kez Neşe Gülden’i suçladı ve Gülden o çamuru temizlemeye çalışıyor hala. Neşe de insan ve egosu kardeşinin piyasada kendisi sayesinde zirve olmuş soyadın kardeşi tarafından da olsa kullanılmasını kaldıramadı. Olay bundan ibaret, yanlışı olabilir fakat sanatçı olarak uğraşacağı şeyi ikisi de sanatları olarak belirledi ve yıllarca öyle oldu. Gülden yıllardır tek kötü bir söylememiş ablası hakkında medyaya, inanabiliyor musunuz? Bir tek: “Benden Karaböcek’i kıskanıyor, güzel de değil ki… Ne o öyle karafatma gibi!” demiş. 🙂

Şimdikilere gelince, ikisi de tartışmasız iyi sanatçı. Nadir hemfikir oldukları noktalarından birisi de günümüz müziği. Bu şartlarda onların ağzından bir bakalım şimdikiler nasıl?

 

“Kendilerini çok tekrar ediyorlar yahu, beş dakika süre ver 2 pop şarkısını aynı kapıya çıkartırım.” Neşe KARABÖCEK

“Sadece tatava yapıyorlar, öyle sanat yok.” Neşe KARABÖCEK

“Sanat mı, ticaret mi? Hangi sınıfta eleştireyim bilemiyorum ki!” Gülden KARABÖCEK

“Müzikler konuşmuyor, bakma yarısı da müzik değil! Ağlıyorum diyor arkada müzik halay çekiyor, ne bu? Müzik veya sanat değil ama ne dersiniz bilmem.” Neşe KARABÖCEK

“Müzik sanattır, sanat ise asla ticaret olamaz. O yüzden şimdikilere müzik de demem sanat da demem.” Gülden KARABÖCEK

“Giyimin kuşamın illa ki değişecek, saçın değişecek bunlar normal sonuçta bir moda gerçeği var. Fakat neden özenti olma uğruna sanatı oyuncak ediyorsun?” Gülden KARABÖCEK

“İki ismi çok beğeniyorum: Tarkan ve Sibelcan. Diğerlerini sayarsam illa ki vardır ama iyi sanat çok nadir.” Neşe KARABÖCEK

“Rap diye bir şey var, ne o öyle? Nasıl böyle yaygınlaştı, Türk Sanatında yeri yok onun, alternatif olabilir ama bizden gibi gösterilmesin. ‘Bu kadın kim de bunu söyleyebiliyor?’ denebilir kusura bakmayın ama yıllar süren davetler sonrası o türün çıktığı kültürün içine, Amerika’ya konsere gittim. ‘Burning Man’ festivalinde 1,5 milyon genç şarkılarımla eğlendi. Hala da davet alıyorum ama tadında bırakmak lazım.” Neşe KARABÖCEK

“Güzel şeyler olduğunda herkes fark eder, üst düzey sanatkâr olmak lazım gelmez.” Gülden KARABÖCEK

 

Üzücü bir durum fakat yalnız üzülmek yetmez. “Neyi kültürümüzde nereye koyuyoruz?” sorusunun muhasebesini iyi yapmalıyız diye düşünüyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here