Düşünce Gerçekten Senin İsteklerin Mi?

Gerçekten Senin İsteklerin Mi?

524
2
Paylaş

Merhabalar, başlamadan esas muhatap siz lisans öğrencisi dostlarıma birkaç kelam etmek istiyorum. Bir yüksek lisans öğrencisi olarak “Fakat” gibi bir projede yer alıyor olmaktan mutluluk ve hüzün duygularını eş zamanlı yaşıyorum. Böylesine değerli ve ülkemizin eğitim sistemine doping etkisi yaratacağını düşündüğüm bir projede olmaktan mutluluk duyuyor, 1 yıl sonra yazarlığı bırakacak olmanın üzüntüsünü yaşıyorum. Doktora öğrencisi olduğum zaman yoğunluk derecemi kestiremediğim için ilk yazımda ne olur ne olmaz diyerek böyle bir giriş yapmak istedim. Sizlere öğrencilikten akademisyenliğe adım atmak üzere olan bir arkadaşınız olarak bütün samimiyetimle tavsiyem; bu platformun kıymetini bilmeniz, sahip çıkmanız ve tüm özverinizle çalışarak özgün fikirler ortaya atmanızdır. Ülkemizin en önemli ihtiyacı daima yenilenmeye ve ilerlemeye açık, üreten gençlerdir. Bunların sağlanması ise her şeyden önce düşünmekten ve fikir üretmekten geçmektedir. “Fakat” projesi, düşünmek, fikir üretmek ve bunları paylaşmak için en uygun ortamı gençlere sunmaktadır. Kısacası mikrofon sizde, avazınız çıktığı kadar bağırın.

Gerçekten Senin İsteklerin Mi?

İnsanlar doğdukları andan itibaren belirli bir çevre ile etkileşime girerler. Aile, yakın akrabalar, mahalle arkadaşları ve okul arkadaşları. Esasen bunlar belirli bir sistemin ve toplumsal yaşamın ögeleridir. Hemen hemen benzer özelliklere sahip olup, neticede hayat görüşleri ve yaşamdan beklentileri benzer olan insanların oluşturduğu bir çevredir. İçinde yaşadığı çevrede büyüyen insan, farkında olmadan bu çevrenin kendisine taktığı bir gözlükle hayatı görmeye başlar. Felsefede “algısal yanılgı” olarak adlandırılan bu durum, insanların dünyayı algılarken sadece içinde bulundukları çevrenin kuralları, normları ve değerleri ölçüsünde sonuçlara ulaşması ile alakalıdır. Daha fazlasına ulaşmak ise bireyin kendi çevresinden düşünce anlamında uzaklaşması ve kendi benliğini tanıması ile mümkündür. Günümüzde gençlerin çoğu psikolojik rahatsızlıklar ile daha fazla mücadele etmek durumunda kalmışlardır. Depresyon gibi rahatsızların toplumumuzda giderek arttığını gösteren veriler mevcuttur. Bunun sebepleri arasında belki de en önemlisi iş bulamama olarak gösterilir. Esasen Türkiye’deki gençler ne olursa olsun bir işe sahip olabilmektedirler. FAKAT bundan daha önemlisi bu mesleklerin kendilerine uygun olup olmadığıdır. Acaba kaç gencimiz gerçekten sevdiği ve istediği işi yapmaktadır? Eğitim veya mühendislik fakültesi mezunu bir gencin bugün polislik yapıyor olması acaba kimin isteğidir? Bu gençlerin polislik mesleğini ciddi anlamda istemedikleri gayet açıktır. Aksi halde bir üniversite okumak istemeleri saçma olurdu. Burada mesele bunun kimin isteği ile gerçekleştiğidir. Üniversite’den mezun olan bir genç, hayata atılmak adına boşlukta savrulurken kendini bir anda ailesinin ve çevresinin “iş bul” baskılarıyla yüz yüze bulmaktadır. Sonuçta ne olduğunu bilmeden, istemeden farklı mesleklere yönelmek zorunda kalmaktadır. Hayatı boyunca belki de hiç hayal etmediği bir meslekte kendine yer bulan bir genç için hayatın geri kalanı sadece rutin işleri tamamlamak olacaktır. Çevre bireye şunları der; üniversiteye git, mezun ol, ne olursa olsun devletin bir kurumunda maaşlı iş bul, sonra evlen, sonra çocuk sahibi ol, sonra onları büyüt, ardından emekli ol, çekil köşene torunlarını sev. Gerçekten de toplumumuzda bu durum klişe haline geldi. İnsanların ne istediklerinin bir önemi yok. Toplumun beklentilerini yerine getirdiği sürece iyi insan, aksi halde işe yaramaz. Peki, bu kararı kim verdi? Çoğu insana sorsanız alacağınız cevap mutluyum, ya da ben seçtim, olsun sonuçta bu da bir iş cevaplarını alırsınız. FAKAT zaman geçtikçe geriye dönüp bakan insan hayatında birçok şeyi başkaları istediği için yaptığını fark eder.  Yaptığı mesleği aslında sevmediğini, istediğinden daha erken evlendiğini, yapmak istediklerini yapamadığını sırayla fark eder. Sonuç ise hayat ile bağı olmayan rutin bir şekilde ölümü bekleyen yığınlardır. Artık o size ne yapmanız gerektiğini fısıldayan toplum da yanınızda değildir. Kendi başınıza kalır ve geçmişin hayalleriyle yaşarsınız. Yukarıda değindiğim gibi, “algısal yanılgı” sizi kendinizden uzaklaştıran bir etkendir. Hayat sizin hayatınız ve kimsenin istediği gibi yaşamak zorunda değilsiniz. Toplum sizin iyiliğinizi düşünmez. Hiç kimsenin umurunda değilsiniz. Etrafınız konuşmuş olmuş olmak için konuşan insanlarla dolu. Dinleyeceğiniz tek kişi var, o da kendi iç sesiniz. Nelerden keyif aldığınızı bilmek sizlere ne yapmanız gerektiği konusunda zaten fikir verecektir. Bu yüzden tavsiyeye ihtiyacınız yok. Yapmanız gereken keyfinize göre hareket etmek. İş bulmuş olmak için iş bulmak yerine, ben hangi mesleği yaparsan mutlu olurum ve gelecek nesillere faydalı olurum? Sorusuna verdiğiniz cevap sizin rotanızı çizmelidir. Kısaca yaptığınız her şeyde öncelikle bunu kim istiyor? Sorusunu sorun.

2 YORUMLAR

    • Bu platform lisans öğrencileri ağırlıklı olduğu için benim burda devam etmem doğru olmaz doktora eğitimim başladığında yazarlığı bırakmam daha doğru olacak.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here