Düşünce HARESE

HARESE

473
0
Paylaş

Türk’ün kudretine yeter mi derman

Arık Hatun verdi emirle ferman

İstanbul küffara olmaz ki harman

Selam olsun bu fermanı yazdırana…

                    (Aşık Korhani)

      Selam olsun! Buğ-Arık Hatun, Nene Hatun, Ak Katun , Tomris Hatun, İpar Hatun gibi daha nicelerine…

      Onlar anne, kardeş, evlat ve iyi bir eştir. Ama her şeyden önce savaşçı ruhluydular. Tarih boyunca dünyanın her yerinde kılıcını,silahını ve yüreklerinin gücünü ortaya koydular.Kraliyetlerle karşı karşıya geldiler.Yılmak,yıkılmak nedir bilmediler.Savaşta sayıları erkek yoldaşlarına göre az olmasına rağmen bu ürkütücü cesur yürekli kadınların her biri tarihte kalıcı bir iz bıraktı.Ne mutlu ki Türk kadınının şerefini tarihten tarihe, kuşaktan kuşağa aktaranlara. Ne mutlu ki Türk ordusunun hatunlarını aziz kıldıranlara. Ne mutlu ki Türk Katunuyum diyenlere…

      Gelin şimdi bir çağ düşünelim, Buğ-Arık Hatun, İpar Hatun, Tomris Hatun gibi cesur hatunların yaşayıp el üstünde tutulduğu bir çağ. Bu çağ öyle bir çağ ki bu hatunların sadece güzelliği ile değil, savaşçı ve idareci yapılarıyla unutulmadılar.Buğ-Arık Hatun güzelliği ve zerafetinin yanı sıra idareci yapısıyla meşhur Türk kadınıdır.  Eşinin vefatı üzerine idareciliği üstlenmiş zeki bir kadındır.Eşi vefat etmeden önce eşinin gidemediği toplantılara gidip antlaşma imzalardı.Öyle ki bazen eşi ile pazara gittiklerinde Arık Hatun’u tanımayanlar, yanındaki eşini hizmetkarı zannederlermiş.Eşine öylesine bağlı bir adam ve öylesine değer veren bir eş, kadını böylesine değerli kılan bir hükümdar.Türk kadınının orduda ki yerini, başarılarını, değerini anlatmaya kelimelerim ve kalemim yarım kalır…

      Gelin şimdi de bambaşka bir çağ düşünelim, hükümdarların eşlerine olan bağlılığı bu kadar muhteşemken günümüzde gitgide artan çocuk istismarları, kadına şiddet haberlerini o kadar çok duyar olduk ki sıradan olaymış gibi geliyor ve bu benim vicdanımı derinden sarsıyor.Çağ değişiyor bunun yanında insan ruhunun yapısı da değişiyor. Cahit ZARİFOĞLU’nun “Biliyor musunuz ? Ben bu çağdan nefret ettim. Etimle, kemiğimle nefret ettim!” dediği yerdeyim. O dönemler de kadının kılıcının sesi karşısındaki düşmanı ürkütmeye yeterken şimdi kadının çığlığının sesini duymazdan geliyoruz. O çığlık kimseyi ürpertmeye yetmiyor. Sizin duymanız için ne kadar  ” İMDAT! ” diye çığlık yankılanmalı? Sanki o çığlık bir aile apartmanından değil de dipsiz bir kuyuda yankılanıyor .Öylesine sağır ve umursamaz olmuşuz. Bize de bir şey yapar korkusuyla kapılarımızı kapatıyoruz. Sadece kapılarımızı kapatmakla yetinmeyip kulağımızı, gözümüzü en önemlisi de vicdanımızın kapılarını kapatıyoruz. Buna “DUR!” demedikçe her geçen gün daha fazlasını yapma isteği ile hırsa bürünüyorlar. Bu hırs öyle bir hırs ki kanı çok seviyor. Sonu hep aynı bitiyor:TOPRAK…

     Harese nedir bilir misiniz? Bir kitapta okumuştum. “Arapça eski bir kelimedir. Bildiğin o hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir. Aslında harese şudur:Develere çöl gemileri derler bilirsiniz, bu mübarek hayvan yemeden içmeden, aç susuz çölde yürürde yürür; o kadar dayanıklıdır yani. Ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır. Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaradan kan akmaya başlar.Tuzlu kanın tadı dikeni ile karışınca bu devenin daha çok hoşuna gider. Böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olamazsa deve kan kaybından ölür. Bunun adı haresedir. Hırs, ihtiras, haris gibi kelimeler buradan gelir. İşte bütün mesele buradadır .İnsanlığın adeti budur, tarih boyunca birbirlerini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.” Artık kendi kanıyla sarhoş olanlar öyle bir hal alır ki hırsa bürünüp karşısındakinin insan olduğunu unutur. Unuttukları için acıma duyguları, insanlıkları yok olmaya başlar. İnsanlığı yok olanlar acımadan, korkmadan; kadına, küçük çocuğa el kaldırır. Halbuki onlar anne, kardeş, evlat ve iyi bir eştir. Her şeyden önce “İnsandır.” İnsana insan olduğu için değer vermeliyiz.” Ben kadınım” , “Ben erkeğim” değil ben “İnsanım” diyebilmeliyiz. İnsanım diyebildiğimiz kadar güzelleşeceğiz…

Yazarın Notu: ”Haresenin” anlamını  Livaneli’nin  “Huzursuzluk” kitabında okumuştum. İlgisini çeken okurlara tavsiyemdir.  

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here