Düşünce Manipülasyonlarla Benliğimizi Yitiriyor muyuz?

Manipülasyonlarla Benliğimizi Yitiriyor muyuz?

1044
0
Paylaş

MANİPÜLASYONLARLA BENLİĞİMİZİ YİTİRİYOR MUYUZ?

‘İnsan özgür doğar oysa her yerde zincire vurulmuştur.’

Hayatınızla ilgili kararları siz mi veriyorsunuz, istediğiniz şeyi mi giyiyorsunuz, istediğiniz şeyi mi yiyorsunuz ya da hayatta yapmak istediğiniz şeyleri mi yapıyorsunuz? Kararlarınız tamamen size mi ait? Yoksa bunlar başkalarının kararları mı? Zaman zaman istemediğiniz bir şeyi yaptığınızı mı hissettiğiniz oluyor mu? Bu soruları daha da artırabilmemiz tabii ki mümkün. Kısacası bazen bizim zannettiğimiz fikirler aslında hiçbir zaman bizim olmamıştır bizim içselliğimizle bütünleşmemiştir, bizden olmamıştır yani manipülasyona, dayatmalara maruz kalmışızdır.

Psikolojik manipülasyon, insanları kendi bilgileri dışında veya istemedikleri hâlde etkileme veya yönlendirme anlamına gelir. Bu etkileme ve yönlendirme sonucu insanlar davranış değişikliği ya da kanaat değişikliği gösterebilirler.

Manipülasyon bilerek ve isteyerek kendi istekleri doğrultusunda kişinin, karşısındaki etkilemesi, yönlendirmesi, güdümlemesidir. Manipülatörler isteklerini gerçekleştirmek için karşısındakini korku, suçluluk,panik gibi duygulara itebilir seçim şansları yokmuş tek çıkar yol sundukları yolmuş gibi gösterebilir ki bu son örneği toplumsal düzende en çok devletlerin yaptığını görüyoruz. Klinik Psikolog Dr. George Simon’a göre, manipülasyona başvuran kişiler birçok yönden eksik, agresif isteklerini ve ihtiyaçlarını gizli tutan, kurbanları üzerinde hangi taktiklerin işe yarayacağını bilen ve kendi çıkarları için çevresindeki kişilere zarar vermekten çekinmeyen kişilerdir.

Manipülatörlerin daha çok kontrol hastalığı olan, kendilerini güçlü hissetmek isteyen, ilişkide baskın taraf olmaya meyilli insanlar olduğu gözlemlenmiştir. Ben yazımda sizlere manipülasyon tekniklerinden, manipülatör özelliklerinden bahsedecek değilim ki her biri üzerine kitaplar yazılacak kadar geniş kapsamlıdırlar.

Ben burada size Alman Nazilerin yaptığı manipülasyon yöntemlerinden yada Amerikaʼnın tüm dünyaya uyguladığı yöntemlerde veya moda sektörünün bize dikte ettiği giyim tarzından bahsetmeyeceğim. Eminim birçoğunuz bu bilgilere haizsiniz. Yine de birkaç örnek verecek olursam çok sevdiğim Forrest Gump filminin esas repliğini herkes bilir ‘RUN FORREST RUN’. Bu film aslında Nike markası desteği ile çekilmiştir. Nike’nin bir ayakkabı modelinin reklamı yapılmıştır.Filmde ayak çekimlerinde, hediye gelen ayakkabının açıkça gösterilmesinde bu ayakkabı modelinin reklamının yapıldığı çok aşikardır ve bu film ile birlikte bu ayakkabının satışında çok ciddi bir artış olmuş, satış rekorları kırılmıştır. İşte bu yüzden size yazımın girişinde istediğiniz şeyi mi giyiyorsunuz diye sordum. Bize film boyunca dayatılan bu ayakkabıyı ister istemez gittik ve aldık. Bence moda dayatmalardan ibaret bir sektör ve bize de bu dayatmaları manipülasyonlarla yapıyorlar. Dikkat edin bir dizi çıkar çok popüler olur ve o dizideki oyuncuların giyim tarzı bir anda gözdeleşir, o markalar tercih edilir yani böylece insanlar herkesleşir.

 

 

Pizzanın ülkemizde tüketim hikayesinde baktığımızda hamur işini çok seven Türklerin çok beğeneceği düşünülerek açılan pizzacılar rağbet görmez. Sonrasında Murakami-Wolf-Swenson Productions’ın ürettiği bir çizgi film dünyada çok ilgi uyandırır yapımcı şirket ülkemizde özel bir kanala çok cüzi fiyata çizgi filmi teklif eder yayınlanan bu çizgi filmi tahmin etmek zor değil. Tabii ki ‘Ninja Kaplumbağalar’ ve iştahla yedikleri pizzalar ile çocuklarda  bu yiyecek yenebilir, lezzetlidir algısı oluşturup aileleriyle pizzacıda solukları almasını sağladılar. Algılarımız nasıl yönetiliyor görüyorsunuz değil mi şimdi yurtta acıkan öğrencilerin ilk laflarından birini düşünelim ‘ Pizza mı söylesek ya?’

Beni en çok etkileyen ve derinden üzen yazımı yazmamın esas nedeni olan manipülasyonu size şöyle anlatayım: 2003 yılında Observer gazetesinde bir makale yayınlanıyor makaleye göre psikiyatrik ilaç üreten firmalar yeni ilaçlar için de piyasa oluşturup para dolu ceplerine kirli paraları daha çok girebilsin diye yeni hastalıklar üretiyorlar ve ilaç firması kendi makalesini yazıyor sonrasında alanında ün yapmış sözde Hipokrat yeminli doktorlara çok ciddi paralar teklif ederek makaleyi kendi adları altında yayınlamalarını istiyorlar uzman kabul edince makaleleri saygın bir dergide bir uzman adı altında yayınlanıyor. Bunu okuyan ve bu uzmanların bilgilerine güvenen, derginin saygınlığına inanan diğer uzmanlar bu makaledeki sözde bilgileri kendi lisans ve lisansüstü öğrencilerine ulaştırıyor buradan da halka intikal ediyor ve sonucunda ilaç sektörüne nur topu gibi bir işe yaramayan insan sağlığına faydası olmayan bir kimyasal giriyor. Bu örneği  Mücahit Gültekin’in eseri olan Algı Yönetimi ve Manipülasyon adlı kitabında okumuştum. Bu örnek sağlığımızın bile ne kadar acımasızca ellerinde oyuncak olduğunu, bizi hilelerle, güdümlemeleri ile nelere ittiğini çok acı bir şekilde benim yüzüme çarptı. Hastalığımız bile bize ait değil ne trajikomik bir durumdayız ama.

Son zamanlarda araştırmalara göre psikiyatrik hasta sayısının çok arttığı, psikiyatrik ilaçlara rağbetin de bu oranla arttığını söylüyorlar dünyada en çok satılan on ilaçtan üçünün psikiyatrik ilaçlar olduğu söyleniyor. Kısaca; ne kadar çok uydurma hastalık, o kadar çok ilaç satımı, o kadar çok para.

Aslında algı yönetimi ve manipülasyon tekniklerinin ardında yatan temel ilke gayet basittir: Eğer silah üretiyorsanız, savaşa ihtiyacınız vardır; ilaç üretiyorsanız hastalığa. Eğer bilgi üretiyorsanız da cehalete.

“Bilinç, bir insanın başına gelebilecek en yüce, en erdemli beladır.” demiş Tolstoy ne de doğru değil mi bilincimizi devre dışı bırakarak bizleri nasıl da istekleri doğrultusunda yönlendiriyorlar ne acı görüyor musunuz? Şimdi soruyorum kendim de dahil sizlere gerçekten biz, biz miyiz, kararlarımız bize mi ait, zevklerimiz bize mi ait yoksa bireyselliğimizi kaybederek, özgünlüğümüzü yitirerek herkesleştik mi?

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here