Teknoloji Nasıl Yazar Olunur?Maz?-3

Nasıl Yazar Olunur?Maz?-3

178
0
Paylaş

Elini cebine attı ve utandığı için parayı, cebindeyken el yordamıyla saymaya çalıştı. Sanırım üç lira yirmi beş kuruşu vardı. Fiyat listesine baktı, bir kase çorba alabiliyordu. Ama ya fiyat listesi güncel değilse? Kasada üç liralık bir çorbayı ödeyemediğinde, etrafına nasıl bakacaktı? Kim bilir etrafındakiler neler düşünürdü hakkında? Elini cebinden çıkarttı ve midesinin guruldamalarını sessiz bir türkü mırıldanarak bastırdı. Yarın biraz daha mendil satıp, cebindeki parayı saymadan, korkmadan bir çorba içebilirdi. Bu hayal, karnındaki açlığı gidermiyordu ama yarına umutla bakabilmek, onun için paha biçilemezdi.

2. bölümü paylaştıktan sonra bir süre siteye giriş yapamadığım için yazıma gelen lezzetli yorumları geç okumak zorunda kaldım. Takma ad kullanıldığı için ve ortada sadece bir fikir olduğu için bu fikri istediğim gibi yorumlayabileceğimi düşünüyorum. Ayrıca sitede ilk defa fikrini gerçekten ciddi bir şekilde söylediği için Niçe’ye teşekkür ediyorum. Kafasında hiç bir şüphe olmadan cesurca yorum yapabilmiş. Geri kalan yazarlarımızın da bunu yapabilmesi dileğiyle ki, sitede fikirler kapışabilsin.

1-) “Halbuki yazmak sanattır. Sanat planlı bir süreç değil, hislerin seni sürükleyerek ortaya çıkan şeydir.”    -Niçe

Doğru bir düşünce. Ama kime göre? Eğer evinizde üç metreye üç metrelik bir tuvalde ağzınıza boya alıp, burnunuza karabiber döküp hapşırarak yaptığınız tabloyu sanat galerilerinde uçuk fiyatlara satan, adınızın marka olduğu biriyseniz doğru bir düşünce.

Arkadaşlar, yazarlık kavramı hakkında ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama bana göre bazı yanlış bilinenler var, düşündüğümü anlatmak isterim.
Şimdi diyelim ki duygularınız, hisleriniz, bilinç altınız bir nehir. Siz de evinizi bu nehrin yakınına yapmış bir çiftçisiniz. Tarlanız da defteriniz. Eğer ki tarlanızı sulamak için nehirden su akmasını bekliyorsanız, tarlanızda çıkacak ürünün kalitesi tamamen şansa bağlıdır. Bu yazarlık mıdır? Büyük bir kesime göre evet. Bana göre hayır. Yani evet yazıyorlar, ortaya çıkan ürün de güzel olabiliyor ama bir okçu savaşta attığı çoğu oku denk getiremiyor, oku atmak için bir şeyler bekliyorsa o gerçek bir okçu değildir. Sadece üzerindeki ekipmanlar doğrultusunda okçu bilinir.

Eğer ki nehre bir baraj yapar da, tarlanıza akacak suyu kendiniz ayarlayabiliyorsanız, işte o zaman bir şeyler değişmeye başlar. Yani diyelim ki kitap yazıyorsunuz ve çok dramatik bir kısma geldiniz ancak o an çok mutlusunuz. Oturup depresifleşmeyi mi bekleyeceksiniz? Yoksa bir bukalemun gibi karakterinizin hislerini giyinip doğru anda doğru şeyi mi yazacaksınız? Evet, bir bukalemun gibi.

Tiyatroyla ilgilenenleriniz varsa “Sihirli eğer” diye bir şeyi elbet duymuşlardır. İyi oynayabilmek için karakterinizin yaşadığı her şeyi yaşamaya kalkarsanız psikolojiniz bir yerden sonra bu durumu kaldırmayacaktır. Ama, eğer ben bir suikastçi olsaydım? Eğer ben bir sandalye olsaydım? Eğer tiyatrocular bizim yazarlar gibi bir şeylerin gelmesini bekleseydi 50 yılda bir oyun tutardı.

Ben barajı çoktan kurmayı başardım. Ne tarzda yazı yazmam gerekiyorsa, o ruh haline bürünür, o hislerin akmasına izin verir ve istediğim ürünü kısa süre içinde alırım. Sitede ayda bir veya sıfır yazı atanlar var. Eğer ki aktif olmadıkları için yazmıyorlarsa sıkıntı yok ama ilham perisi bekliyorlarsa gelmeceyek. Barajınızı kurmak zorundasınız. Size bir sonraki bölümde bunu yapabilmeniz için güzel teknikleri de anlatabilirim. Günde bir yazıdan tutun, yirmiye
kadar yazabilirsiniz, farklı renklerde ve farklı kokularda.

Eğer ki bunlar değerli Niçe’mi tatmin etmediyse, sitemizde Ahmet Mete Karaer adında bir yazar var. Bir gün dedik ki farklı bir şey yapalım. Ortaya çıkan şeyi mümkün olduğunca kısa ve öz anlatmaya çalışacağım.

Önce kitabımız için bir başlangıç noktası belirledik, sadece ana karakterleri oluşturduk. Yani anlayacağınız ortada durum var ama herhangi bir olay yok. Ardından oturdum ve kendi kurguladığım şekilde birinci bölümü yazdım. Sonra o da benim bölümümü okudu ve bölümümü okurken hayal ettiği dünya ile ikinci bölümü yazdı. Ardından tekrar ben ve tekrar o. Hikaye oradan oraya savruluyor, ama savruldukça ilginçleşiyor. Savrulma kısmı plansızlık gibi görünüyor ancak bu projenin neredeyse tamamı planlı. Ödev yapar gibi bölüm yazıyoruz ve çıkan ürün oldukça hoşumuza gidiyor ve yakın zamanda paylaşıma açmayı da düşünüyoruz.

Son olarak, 2. bölümün kapak fotoğrafında Cemal Sürey(y)a’yı sigara içerken görüyorduk ve yazının başında da sigara kelimesini sansürlemiştim. Bu bariz bir şekilde sigara sansürüne bir göndermeyi ancak önce bana duyar kastığım söylenmiş, ardından  sitenin yöneticisine de ön yargıdan bahsetmiş. Yorumları okurken ciddi anlamda kahkaha attım. Ama asla yanlış anlaşılmasın, arkadaşımız bana güzel veya kötü, bir eleştiriyle gelmiş. Benim için “Yazınız çok güzel olmuş.” tarzı bir yorumdan çok daha değerlidir ve kendisinin asla bu yazıdan ötürü kırılmasını istemem. Kendisinin, diğer yazılarıma da bu tarz yorumlar atması beni son derece mutlu edecektir. Dördüncü bölümde görüşmek üzere!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here