Düşünce Obreyn Silver’ın Sancıları

Obreyn Silver’ın Sancıları

333
0
Paylaş

Çok yorgunum. Bu bir şifre değildir. Olsa olsa başlangıç cümlesi olabilecek bir hayat özetidir. Kısa cümlelerle zihnimin içindekileri yoğurmaya çalışıyorum. Çünkü artık insanlık, cümlelerin bile sonunu beklemeyecek kadar sabırsız! Onlara kızmıyorum. Hatta onlara hak veriyorum. Ben de artık bir şeyleri beklemekten nefret eden biri oldum. Yalan yok, hepimiz aynı dünyada yaşıyoruz. Kimimiz bu dünyada biraz daha uzun kalacak, ben haddimeymiş gibi onları kıskanacağım. Bazılarımızsa dünyayı ciddiye alıp erkenden gitmenin yollarını arayacaklar. Günün sonunda ne olursak olalım hep beraber yorulacağız. İşte bu kısma öfkeleniyorum! Madem hepimiz aynı haltı yiyeceğiz ne diye ben bunu anlatmayı tercih ediyorum da siz yorgunluklarınızla yaşama devam edebiliyorsunuz? Yorgunluğumu unutturacak kimselerden uzakta, yalnız bir yaşam sürüyorum diye mi böyle oluyor? Hayır, melankolik söylevlerle dikkatleri başka yöne çekmeye çalışmıyorum. Siz beni tamamen yanlış anladınız! Yeraltı edebiyatının kirli yollarından size çamurlar da sunmaya çalışmıyorum! Derdim ağdalı cümlelerle kafanızı karıştırıp sizi aforizmalara boğmak da değil! Sadece anlamaya çalışıyorum. Neden yorulduğumu belirtmek zorundayım ki? İşlediğim bir suçun cezasını mı çekiyorum? Diğer insanlardan beni ayıracak ne yaptım? Yorulmak herkesin sonucuysa bunu sürekli dile getirmek ne kadar doğru? Peki, Tolstoy benim yorulmak hakkında saçmalamalarımı duysaydı bana acıyarak mı bakardı? Bakabilir, saygı duyarım. Tabii ben yine de onun İncil’de yazan hikayeleri tekrardan gözümüze sokmasına bir laf etmem, edemem. Her neyse, Sayın Tolstoy bakışlarınızı başka tarafa çevirmenizi rica ediyorum, nasıl yorulduğumdan bahsedeceğim. Teşekkürler, devam edebilirim. Aslında sorunum bu! Ben, devam etmekten yoruldum. Bir gün bir yolda- yolun iyi bir yol olduğunu söylemek isterdim ancak yolun kötülüğünü anlatmaya dilim varmıyor-  inanılmaz istekli biçimde yürürken neden yürüdüğümü kendime sordum. Kendim kendime bunu bilmediğini söyledi. Bunu duyunca kararsız kaldım. Eğer şu an bu eylemi düşünmeden yapıyorsam bu eylemi ben mi yapıyorumdur yoksa bu eylem sürdüğü süre boyunca “ben” diye bir şey yok mudur? Descartes! Yakaladım seni! Bana öyle bakmaktan seni men ediyorum! Git Tanrı’nı bul, buraya öyle gel! Bu soruya cevap veremedim. Kendime kafamı yormamasını önerdim. Kendim kendime şimdi ne yapmamız gerektiğini sordu: “Devam mı etmeliyiz yoksa durmamızın zamanı geldi mi?”. Bu sorunun gerçekliği vücudumun tüm düzenini bozdu. Neden devam etmeliydik ki? Bunun için motivasyonumuz neydi ya da bir motivasyona ihtiyacımız var mıydı? Eğer yolda düşünmeden ilerleyecek olsaydım bu işin sonu nereye varacaktı? Düşünmeden verdiğim bu karar ile gerçekleştireceğim yürüme eylemini sürdürdüğüm süre boyunca ben nerede olacaktım? Devam etmek benim zorunluluğum ise verdiğim kararın ne önemi vardı? İnsan denen varlık düşüncesizce atılmış adımların düşünülerek ölçülmüş kararlarına uyan aciz bir makineden fazlası değilse ve bu durumun farkında olmaması aynı zamanda insanın asıl motivasyon kaynağıysa ben bu sırrı kendim için bozduktan sonra nasıl devam edebilirdim ki? Devam etmek yorucuydu. Devam etme düşüncesinin vücudumda oluşturduğu etkileşimden doğan sancıyı bile kaldıramıyordum. Artık yolda duran yorgun bir adamdım. Yoldan geçen insanların-ki bu insanların hiçbiri edebiyatla ilgili değillerdi- bakışlarına maruz kalıyordum. Bu hoşuma gitmişti. Çünkü sonuçta onlar da benim gibi düşünmeden yollarına devam ediyorlardı ancak artık benim neden durduğumu düşündükleri için bilinçlerini kullanmak zorunda kalıyorlardı. Bir süre bu bilinçlerini kullanan kimselerden birkaçının da benim gibi duracağını umdum ancak kimse durmadı, bakıp geçtiler. Kimseye örnek olamamıştım. Bu acı durumun yarattığı kederle kendime küfrettim. Neden ben yorgun olduğumu anlatmak zorundayım, neden ben devam etmek yerine durmayı seçiyorum? Olmayacaktı böyle, yaşam sürerken varlığın üzerinde bir hiçmiş gibi durmak mümkün değildi. Ya delirmek gerekirdi ya da düşünmemek. Deliren insan ile düşünmeyen insan arasındaki o küçük ayrımı o an kavradım: biri devam ediyordu. Hayır, bu bir aforizma değil. Farkında olunan sözler aforizmaları oluşturmaz, aforizmalar, olanı fark ettirmemek için ağızda gevelenir. Yorgundum ancak devam ettim. Kaderime razı geldim. Yeniden düşünmeye başladığımdaysa işe geç kaldığımı fark ettim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here